1977435_262380887257383_1964510355_nAkşam Gazetesi – Alper Saldıran Röportajı
TRT ekranlarında yayınlanan ‘Beni Böyle Sev’ adlı dizinin ‘Çimen Göz’ü Alper Saldıran’la bir araya geldik. “Benim için her insan canlandırmaya değerdir” diyen Saldıran’la, filmi geçmişe sardık ve bakın neler konuştuk.

‘Beni Böyle Sev’ nasıl gidiyor?
Her şey yolunda gidiyor. Güzel bir ekiple çalışıyoruz. Şöyle düşünün her şey hazırlanmış olur, en son oyuncu gelir ve oynar. Enerjimiz çok yüksek, uyumluyuz.
Çünkü baktığınızda bu bir takım oyunu. İnanın daha hiç sıkılmadım. Bundan önceki dizilerde “Yeter” dediğim
zamanlar olmuştu. Ama ‘Beni Böyle Sev’ de hiç bunu yaşamadım.

Hep âşık, sevdiğine sadık rollerde izliyoruz sizi. Bilinçli bir tercih mi?
Öyle denk geliyor… Benzerlikleri olsa da aynı rolü hiç oynamadım. O rol orada kalır, diğer rolüme taşımam. Nasıl ki birçoğumuz aynı düşünceyi savunuyoruz ama dışavurumu farklı farklı oluyor; bu da öyle bir şey. Her insanın iç dünyası kendine özgü oluyor. O yüzden benim için her insan canlandırmaya değer.

BİRKAÇ SAÇ AĞARTTIM
Daha önce ‘Hizmetçiler’ adlı tiyatro oyununda bir hanımefendiyi canlandırmışsınız.
Canlandırdığım en değişik roldü. Çok sinirlerim bozuluyordu oyunu oynarken. Bir kadının zorbası daha tehlikeli oluyor bir erkeğe nazaran. Kendimi çok kötü hissederdim. Ama iyi ki kabul etmişim. Yoksa çok pişman olurdum. Keşke demeyi hiç sevmem çünkü. O zaman üniversite üçüncü sınıftayım. Müge Gürman, oyununu sahneye koymaya hazırlanıyor, provalarını izlemeye gitmiştim. Bir baktım sahnedeyim. Bir yandan okulda finallerim var, bir yandan ‘Melekler Korusun’ devam ediyor. Yorgunluğun ötesinde bir şey yaşamıştım. Birkaç saç ağartmışımdır muhtemelen o dönemde (gülüyor).

Erkek bedeninde, bir kadına hayat vermek nasıl bir şeydi? Onu söyler misiniz?
Kadın taklidi yapmadım, kadın duygularıyla oynadım. Çünkü genelde kadını canlandırmak yerine, kadın taklidi yapılır. Çok ilginç bir deneyimdi. Bir kadının dünyaya nasıl baktığını bir erkek olarak sizin kadar bilemem ama bu rolle empati kurma fırsatını yakalamış oldum.

Nasıl hazırlanıyorsunuz peki?
Rollere çalışmak, iz sürme şeklinde geçiyor. Harf harf takip ediyorsunuz. Kazı yapmak gibi bir şey. Bu işi sevmemin en önemli faktörlerinden biridir, role hazırlanma süreci. Çünkü kendi dışımda bir insanla tanışıyorum. O gömleği giymek ve modeli üzerimde taşıyabilmek, müthiş bir deneyim.

Bu sene de ‘Çehov Makinesi’nde oynuyorsunuz değil mi?
Evet, ‘Treplev’ karakterini oynuyorum. Çok güzel bir oyun, herkesin izlemesini isterim. Fakat şöyle bir şey var; dönüşümlü oynuyorum, her oyunda olmayabilirim. Ama benim olup olmamam hiç önemli değil. Derin bir hikâyesi var, her şeyiyle özel ve özgün bir oyun. Kısa ve net ‘oyun görülmeli’ diyorum.

Tiyatro ve iki nokta üst üste desem ne dersiniz?
‘Karşılaşma’ derim. Evet, seyirciyle
bir oyuncunun karşılaşması…

Filmi başa saralım biraz. Çocukken hayal ettiğiniz şey miydi oyunculuk?
Hayır, astronot olmak istiyordum (kahkahalar). İlgimi çekiyordu, düşünsene adam uzayda takılıyor. Okulda “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorarlardı “Superman olacağım” derdim. Çok saçma bir soru değil mi? Çocuk, sandalye görür, rengini beğenir “Sandalyeci olacağım” der. Benim de uzay ilgimi çekiyordu.

Çok ilginç! Lisede de turizm okumuşsunuz.
Anadolu sınavlarında son tercihimdi, o tuttu. Ben de hazırlık okur sonra da bırakırım diye düşünüyordum. Hazırlığı bitirdim, o sene yasa çıktı. Meslek lisesinde okuyanlar düz liseye geçiş yapamayacaktı. “Benim kaderim, turuzmci olmak” dedim. Öyle bitirdim işte. Tiyatro ya ilgisi olan arkadaşlarımla dalga geçerdim. “İşiniz, gücünüz yok mu? Dersten kaytarmak için daha güzel şeyler bulun” derdim.

Allah’ın sopası yok.
Kahkahalar) Üniversitede kafama balyozla indi artık, bu mesleği istemediğim. Tiyatro kulübüne üye oldum. Bana başrol verildi, ilk tiyatro oyunumu oynadım böylece. İki sene kadar düşündüm “Konservatuvara gitsem mi?” diye. Sonra Yeditepe Üniversitesi’ni burslu kazandım. Tembel bir öğrencilik hayatından sonra bu başarıma kendimde çok şaşırdım (gülüyor).

İlk ne zaman para kazandınız?
Çocukken üç ortaktık. Papatyaları toplar, ‘Alman Papatyası’ diye satardık. Diğer iki arkadaşımın fikriydi ama en iyi ben satış yapmıştım. Neyse kazandığımız parayı üçe böldük. Kalem pil almıştım (kahkahalar)!

TEK TÜRK BENDİM
Son olarak eklemek istedikleriniz…
Dünya küçük başka yerlere de gitmek istiyorum. Yurt dışında daha önce tiyatro yaptım. Tek Türk’tüm. Bir Alman, bir Fransız hikâyesindeki ‘Temel’ bendim. Oynadığımız seyirci de karmaydı. Bütün dünyayı ayağınızın altına getirmişler; kafa yapımı baya değiştirdi. Çok değişik bir deneyimdi. Bir sonraki sene programımdan dolayı gidemedim.