561892_318216974973423_2008176834_n
Röportaj: Can ÖZCANLI –  Fotoğraf: Tahir UZUN
Kaynak:http://trt1.com.tr

AKILLA ALGILANAMAYACAK BİR ÇEKİM GÜCÜNÜN PSİKOSOMATİK ETKİLERİDİR AŞK…

“Beni Böyle Sev”in yakışıklı oyuncusu Alper Saldıran ile set arasında biraz sohbet ettik…

Bir aşk hikayesinin zengin oğlanını oynuyorsunuz. Daha önce yine TRT’de Yerden Yüksek’te mahalle hikayesinin aşık Feyyaz’ıydınız… Hangisine daha yakınsınız?

Alper Saldıran-  Bir oyuncu olarak farklı rolleri canlandırmak Benim için büyük bir keyif. O rol için çaba harcamak, o çalışma süreçleri çok sevdiğim bir şey zaten.Yerden Yüksek’te daha farklı,bir mahalle karakteriydi Feyyaz.O daha uçarı,daha dikiş tutturamamış hayatta.Tam böyle ,Ben de mahallede büyüdüm için yakındı Bana.Ömer’de Feyyaz’a bakarak vay be Ben de böyle olmak isterdim diyebilecek bir karakter.Ömer’in hayatı öğrenmek isteyen bir tarafı var.Bu tarafı çok baskın,artık ona engel olamıyor Ömer.Senaryo çalışırken gördüğümüz, Ayşem’le böyle bir bağlantı var aralarında. Ayşem daha hayatın içinden. Ömer isteği içinde saklı duran taraf. Ayşem onunla ne kadar efendi ne kadar kibar diye bir bağlantı kuruyor. O gerçekliğe dayandığımız için de çok güzel tepkiler alıyoruz. Ömer çok daha sakin bir adam Feyyaz’a göre. Daha çoşkuları hafif olan, sakin tepki veren, Feyyaz çıldırırdı bir şey olduğu zaman.

Gerçek hayatta Alper sevdiği için paraya sırtını döner mi?

Alper Saldıran-  Ben paraya sırt çeviririm. Para bir şekilde biter ama bazı şeyler bitmez. Bazı anılar vardır ve o anları para asla satın alamaz. Parayla elde edilemez, belki uğruna bütün hayatı feda edebileceğimiz anlar var. Burada paranın bir önemi kalmıyor. Bize dizide sorulan gerçekler, nasıl geçineceksiniz, ne yapacaksınız, bunlar da hayatın gerçekleri.Yaşadığımız duygular Bizi dünyadan koparabiliyor bazen.Hepimizin özlemi böyle duygular.Bu anlamda evet vaz geçebilirim ama iyice düşündükten sonra.

Aşkın tanımı?

Alper Saldıran-  Aşkın tanımını Einstein yapamamış, Ben nasıl yapacağım(uzunca bir kahkaha) Benim için aşk iki kişinin hiçbir baskı zorunluluk olmaksızın içindeki saygıyı yitirmeden, gönüllü birlikteliğidir. Akılla algılanamayacak bir çekim gücünün psikosomatik etkileridir aşk.Bu da bilimsel cevabım olsun.

Sinema, tiyatro, televizyon hangisi Size daha yakın?

Alper Saldıran-  Hepsi birbirinden farklı. Ben tiyatroya devam etmek istiyorum. Tiyatro her zaman bir oyuncuyu diri tutar ve çok uç durumlar olur tiyatroda. Oyunculuk bakımından büyük çaba gerektirir,insan kendi ile savaşır fırtınalardan geçer en sonunda rol çıkar, bu kadar basit bir iş denir ama farklıdır,bu yüzden tiyatrodan kopmak istemiyorum.Dizilerde çok kısa zamanda çok iş çekiliyor.Bunun getirdiği bir düşünce hızı var,buna ayak uyduramazsanız dizi yapmakta çok zor.Sinema önce senaryo sonra yönetmen demek.Sanıyorum yönetmenler de bu sıralamaya katılır.Ama hepsi bir ekip işi.Hepsinin tadı başka.Tiyatroda tüm vücutla var olursunuz.Sinemada kamera nerenizi çekerse oranız vardır.

Kariyer planınız?

Alper Saldıran-  Hayallerim var bu konuda. Hep farklı roller istedim.Bu aralar içime bir kurt düştü.Türkiye dünyanın %5’i. Niye başka ülkelerde de bir şey yapmıyorum diye bir düşünce oluştu kafamda. Daha önce yurt dışında tiyatro yapmıştım, olabileceğini gördüm .Artık yurt dışındaki cast direktörleri ile görüşüyorum.Oralara yerleşmeden,globalleşen dünyada her yerden her şeye yetişebiliyorsunuz.Buradan,10 saatte dünyanın diğer ucuna gidebiliyorsunuz.Böyle düşüncelerim var,neden olmasın diyorum.Olmazsa da denedik olmadı derim.

Hangi ülkede çalışmak tercihiniz olur?

Alper Saldıran-  Şu an Amerikalı cast direktörleri ile görüşüyorum. İngiltere’de tanıdığım yönetmen var.Geçen yıl bir audition (deneme çekimi) yolladım.Geç kaldık.Ama yorumlar olumluydu,neden daha önce yollamadın dediler.Borgia diye bir dize var onun İngiliz versiyonu Channelplus’ta http://en.wikipedia.org/wiki/Borgia_(TV_series)yayınlanıyor,ucundan döndük castın. En azından olabileceğini biliyorum.Denemeye değer buluyorum.